Aynı Evi İki Kere Teminat Göstermek: Londra'nın 1.7 Milyar Dolarlık Mortgage Skandalı
Londra'da MFS adlı mortgage şirketi çöktü. 1.7 milyar dolar borç, double pledging iddiaları, kurucuya dünya çapında varlık dondurma. FCA soruşturma açtı ama asıl soru şu: bu firma neden radarın dışındaydı?

Şubat 2026’nın son günlerinde Londra’da Market Financial Solutions adlı bir şirket iflas etti. Kısa adı MFS. Mayfair’de ofisi olan, kompleks gayrimenkul kredileri veren bir mortgage firması. Adını çoğu kişi ilk kez çöktüğünde duydu.
Ama alacaklı listesine bakınca anlaşılıyor ki bu küçük bir firma değildi. Barclays, Santander, Jefferies, Elliott Management, Apollo’nun Atlas SP birimi. Hepsi MFS’e para vermişti. Toplam borç 1.3 milyar sterlinin üzerinde. Dolara çevirince 1.7 milyar civarı.
20 Mart’ta FCA soruşturma açtığını duyurdu. Ve bir Londra mahkemesi, MFS’in kurucusu Paresh Raja’ya dünya çapında varlık dondurma kararı verdi. Raja şu an Dubai’de yaşıyor. Haftalık harcama limiti 5.000 sterlinle sınırlandırıldı.
Hikaye buraya kadar bildik bir iflas gibi görünebilir. Ama detaylar ortaya çıktıkça işin rengi değişti.
Double Pledging
Alacaklıların en ağır iddiası bu: double pledging. Yani aynı gayrimenkulün birden fazla krediye teminat olarak gösterilmesi.
Nasıl çalışıyor? MFS bankalardan ve özel kredi fonlarından para alıyor. Bu parayla müşterilere mortgage veriyor. Teminat olarak gayrimenkul gösteriyor. Buraya kadar normal. Ama iddiaya göre aynı gayrimenkul birden fazla alacaklıya aynı anda teminat olarak sunulmuş. Yani bir ev hem Barclays’e hem başka bir fona teminat gösterilmiş.
Bu, teminat sisteminin temel mantığını çökertir. Bir kredi temerrüde düştüğünde alacaklı teminatı satıp parasını geri alır. Ama aynı teminat iki kişiye verilmişse, ikisi de tam geri ödeme alamaz. Ve bunu bilerek yapmak dolandırıcılık.
Mahkeme belgelerine göre alacaklılar Amber Bridging ve Zircon Bridging bu iddiayla yönetim talebinde bulundu. Hakim Nicholas Briggs talebi kabul etti ve MFS ile bağlantılı 8 şirketi yönetime aldı. Gerekçe: “firmanın finanslarında ciddi usulsüzlükler.”
Raja’nın Kendi Kendine Kredi Verdiği İddiası
İkinci büyük iddia daha da rahatsız edici. Alacaklılar, bazı MFS mortgage borçlularının aslında Paresh Raja’nın kendisiyle bağlantılı olduğunu iddia ediyor. Mahkeme belgelerinde bu yapının “parayı sahte gerekçelerle çekmek için tasarlanmış bir araç olabileceği” ifade ediliyor.
Yani iddiaya göre Raja kendi şirketinden kendine veya bağlantılı kişilere kredi çıkarmış. Bankalardan aldığı parayı kendi ağına yönlendirmiş. Bu doğruysa, klasik bir self-dealing ve yanlış beyan vakası. Bankaların verdiği fonlar, hiçbir zaman gerçek anlamda bağımsız borçlulara gitmemiş olabilir.
Tabii bunlar henüz iddia. Mahkemede test edilmedi. Ama iddiaların ciddiyeti, varlık dondurma kararının kapsamından anlaşılıyor. Dünya çapında dondurma, Londra ve Dubai’de geçerli, haftalık 5.000 sterlin limit. Bu tür kararlar ancak ciddi kanıt olduğunda verilir.
FCA Neredeydi?
Vakanın belki de en ilginç boyutu bu.
FCA soruşturma açtığını duyururken bir detay paylaştı: MFS “Annex 1” statüsünde bir firmaydı. Bu ne demek? FCA tarafından sadece kara para aklama mevzuatına uyum açısından denetleniyordu. Tam anlamıyla FCA düzenlemesine tabi değildi.
Yani 1.7 milyar dolar borçlanabilen, Wall Street’in en büyük isimlerinden fon alan bir şirket, düzenleyicinin geniş denetim çerçevesinin dışındaydı. FCA’nın bu firmaya baktığı tek alan AML uyumuydu. Kredi verme pratikleri, teminat yönetimi, müşteri ilişkileri gibi konular FCA’nın denetim kapsamında değildi.
Bu durum, vakanın ötesinde yapısal bir soru ortaya koyuyor. Düzenleme çerçevesi dışında kalan ama sistemik büyüklükte risk yaratabilen firmalar nasıl izlenmeli? Annex 1 statüsü, AML denetimi için yeterli olabilir ama bir firma milyarlarca sterlin borçlanıyorsa, sadece AML denetimi yeterli mi?
Barclays CEO’su CS Venkatakrishnan, bankanın kayıplarının MFS’e olan 500 milyon sterlinlik alacağından “önemli ölçüde düşük” olmasını beklediğini söyledi. Ama bu bile yüz milyonlarca sterlinlik bir kayıp anlamına gelebilir. Tek bir banka için.
Alacaklılar Nasıl Kandırıldı?
Bu sorunun cevabı henüz tam olarak ortaya çıkmadı ama bazı ipuçları var.
MFS kompleks gayrimenkul kredileri veriyordu. Kısa vadeli köprü kredileri, ticari gayrimenkul finansmanı, çok katmanlı yapılar. Bu tür kredilerde due diligence süreci geleneksel mortgage’a göre daha karmaşık. Teminatın değerlemesi, borçlunun gerçek kimliği, kredi amacının doğrulanması — hepsi daha fazla dikkat gerektirir.
Ama MFS’in alacaklıları arasında dünyanın en sofistike finans kurumları var. Barclays, Santander, Jefferies, Elliott, Apollo. Bunlar due diligence yapmayı bilen yerler. Peki nasıl oldu?
Muhtemel cevap: MFS’in yapısının karmaşıklığı. Raja’ya bağlı şirketler ağı, birden fazla tüzel kişilik, farklı jurisdiksiyonlar. Alacaklılar her biri ayrı ayrı sağlam görünen parçalara baktı ama bütünü göremedi. Her bir kredi kendi içinde mantıklı görünüyordu. Ama aynı teminatın birden fazla yere verildiğini görmek için tüm sisteme kuşbakışı bakmak gerekiyordu. Ve belli ki kimse bakmadı. Ya da baktı ama göremedi.
Bu, gayrimenkul sektöründe sık karşılaşılan bir zafiyet. Teminat kayıtları farklı tapu dairelerinde, farklı jurisdiksiyonlarda olabiliyor. Merkezi bir teminat kayıt sistemi yoksa, aynı varlığın birden fazla yere verildiğini tespit etmek zor.
Türkiye Bağlamı
Türkiye’de gayrimenkul sektörü zaten yüksek AML risk alanlarından biri. MASAK’ın risk değerlendirmelerinde gayrimenkul sürekli ön planlarda.
MFS vakası birkaç noktada Türkiye için de uyarıcı.
Tapu kayıtları ve teminat takibi meselesi. Türkiye’de tapu sistemi merkezi ve nispeten iyi işliyor. Ama farklı bankalar aynı gayrimenkulü teminat olarak kabul ettiğinde, bu bilgi gerçek zamanlı olarak paylaşılıyor mu? KKBS (Kredi Kayıt Bürosu) teminat bilgilerini bir ölçüde takip ediyor ama kapsamı ve güncelliği her zaman yeterli olmayabilir.
Kompleks kurumsal yapılar arkasındaki gerçek lehdarın tespiti. MFS vakasında borçluların bir kısmının aslında kurucu ile bağlantılı olduğu iddia ediliyor. Türkiye’de de holding yapıları, aile şirketleri ve çapraz sahiplik ilişkileri benzer riskleri barındırıyor. KYC süreçlerinde gerçek lehdarın (beneficial owner) tespiti, özellikle kurumsal müşterilerde, yüzeysel kalabiliyor.
Düzenleyici kapsam boşlukları. MFS İngiltere’de FCA’nın sadece AML denetimine tabiydi. Türkiye’de de bazı finansal aracılar, tam bankacılık düzenlemesine tabi olmadan önemli miktarlarda fon yönetebiliyor. Faktoring, leasing, finansman şirketleri BDDK denetimine tabi ama denetim yoğunluğu bankalarla aynı düzeyde değil.
Sonuç
MFS vakası henüz başında. Mahkeme süreçleri devam edecek. Raja’nın savunması henüz tam olarak ortaya çıkmadı. İddiaların ne kadarının kanıtlanacağını göreceğiz.
Ama şimdiden ortaya çıkan tablo yeterince çarpıcı. Mayfair’den yönetilen, Wall Street’in en büyük isimlerinden milyarlarca dolar toplayan bir firma, düzenleyicinin kenarında duruyordu. Double pledging iddiası doğruysa, teminat sisteminin en temel güvenlik mekanizması devre dışı bırakılmış demek. Ve kurucunun kendi kendine kredi verdiği iddiası doğruysa, iç kontrol diye bir şey hiç var olmamış demek.
1.7 milyar dolar. Ve bu parayı verenler piyasanın en tecrübeli oyuncuları.
Bazen en büyük dolandırıcılıklar en göz önündeki yerlerde yapılır. Mayfair adresi, şık ofis, tanınmış alacaklılar. Hepsi güven veriyor. Ama güven, due diligence’ın yerine geçmez.
Hiçbir zaman geçmedi.